Koçluk Aynası

Koçluk bireyin kendi yansımasını net olarak gördüğü bir ayna… Bu ayna olayları, insanları ve sonuçları bireye tam netlikte ve çıplaklıkta gösteriyor. Tıpkı, Jastein Gaarder’in “Sofi’nin Dünyası” isimli kitabında, bir binbaşının evinde Sofi’nin kendini izlediği ayna gibi bir ayna koçluk…Kitabın bir bölümünde Sofi bir binbaşının evine gider ve komodinin üzerin duran aynada kendine bakar. Ayna diğer aynalar gibi Sofi ne yaparsa onu yansıtmaktadır. Bir süre ayna karşısında değişik hareketler yapar ve kendini izler. Sonra bir an için Sofi aynadaki kızın her iki gözünü de kırptığını fark eder. Bu nasıl mümkün olabilir? Sofi iki gözünü de kırpmış olsa aynadaki görüntüdeki kızın her iki gözünü birden kırpmış olduğunu nasıl görebilir?

İnsanların belli beceri ve yeteneklerle yaratılmışlardır. Her canlının kendi içinde kullanılmaya hazır bir potansiyeli vardır. Bu potansiyel yaşamı biçimlendirme, farklılaştırma ve değiştirme yönünde çok önemli bir kaynaktır. Ne var ki insanoğlu, yaşam içinde hatalı veya olumsuz deneyimler yaşadıkça, kendinden ve kendi varlığında barındırdığı potansiyelinin farkındalığından uzaklaşabilmektedir. Karşılaştığı sorunları ve problemleri çözümlemek ve yaşamında değişim gerektiren alanları düzenleme konusunda kendini yetersiz ve eksik hissedebilmektedir. Hatta sadece günümüz yaşam düzeni ve temposu nedeniyle, bireyler bu potansiyellerini göz ardı etme veya bu potansiyeli kullanmayı erteleme eğilimi içerisine girmiş olabilirler. Bu durum, hayatının her hangi bir evresinde, her hangi bir karakter yapısında kişi için geçerli olabilir. İşte tam da bu noktada koç, kişilerin kendi potansiyellerini yeniden hatırlamaları, keşfetmeleri, yeni farkındalıklar edinmeleri ve farklı seçenekler geliştirebilmeleri için “Sofi’nin Dünyası” kitabındaki ayna türünden bir görevi üstlenir. Koçluk alan kişi bu ayna yardımı ile olumlu gelişim ve değişime yönelik eylemler tasarlar ve bu eylemleri hayata geçirir.

Koçluk Aynası ile Olumlu Değişim ve Gelişim

Bireyler kendilerinde ve kendi yaşamlarında değiştirmeleri gereken durum, tutum veya davranışlar olduğunda çeşitli yöntemlere başvurabilirler. Bu yöntemler, bir uzmana gitmek, bir eğitim almak veya eş dost ile konuyu masaya yatırmak olabilir.  Belli bir süre sonra, kişi tavsiyelerin, önerilerin ve verilen akılların kendisine yetmediğini fark ettiğinde yeni bir arayışa girer. İşte tam bu noktada koçluk kişinin zaten kendinde olan cevher ile istenilen olumlu yönde değişimi sağlaması yönünde bireye destek verir. Ne de olsa, herkes en çok kendi aklını beğenir. Bu durumu belki o kadar da yadsımamak gerekir; çünkü değişim ihtiyacını fark etmiş bir akıl elbette beğenilesi bir akıldır. Buradan da şunu anlıyoruz ki, koçluğun gerçekleşebilmesi için bireyin bu ihtiyacı fark etmesi, arayışa geçmesi ve bunu sürdürmek konusunda istekli olması gerekir.

Koçluk aynası ile kişiler bazı aşamalardan geçerek değişimi gerçekleştirirler. Bunlara birlikte göz atalım:

  1. Öz Keşif

Yaşamımızda yaratmak istediğimiz değişim, öncelikle kendi bakış açımızı, sahip olduğumuz özellikleri, değerlerimizi, bütünün de öz benliğimizi keşfetmekle başlar. Sokrates’in felsefesini oluşturan, John Locke’ un aydınlanma çağının başlangıcına şahitlik eden söylemlerinin merkezinde olan, Yunus Emre’nin ve Mevlana’nın öğütlediği “Kendini Bilmek ve Tanımak” meselesi. Belki dillendirildiği kadar kolay kavranamayacak ve çözümlenemeyecek olan, ama bir o kadar çabayı hak eden bir felsefe, yaşam amacı ya da yaşam tarzı… Bir yöne doğru gitmek, evirilmek ya da değişmek isteyen insanoğlunun öncelikle sorması gereken soru: “Şu an neredeyim ve ben kimim?”

Koçluğun temel felsefesinde bireyler eşsiz bir öze sahiptirler ve aslında bu farklılık onların yaşam içerisinde olmak istediklerine ilişkin potansiyeli içermektedir. İnsanlar yaratılışları itibariyle beceri ve yeteneklerle donatılmıştır. Dahası, öz özelliğini ve güzelliğini sonsuza değin korur. Bu öyle bir mahremiyet ve öyle bir kalkandır ki, dünya üzerinde tüm yaratılmış olanlardan bağımsız ve ait olduğu kişiye sadakatinden sual olmaz bir varoluştur. Muhafazalıdır, kişinin özelindedir ve ancak kişi istedikçe açığa çıkabilir; kendisini gösterebilir.

Özgün özü ve öz kaynaklarını fark edebilen ve harekete geçebilen bireyler, sorunlarını çözmek, vizyonlarını yaşamak ve başka insanların da hayatlarında olumlu değişimi sağlamak adına diğerlerine göre daha başarılıdırlar. Bu kurumsal alanda da böyledir. Kurumsal hayatın içinde bir yöneticinin de benzer şekilde yapması gerekenin çalışanlarının güçlü yönlerine odaklanması ve bu yönlerin varlık gösterebilmesi için çalışanını yüreklendirmesi ve uygun bağlamı hazırlayabilmesidir.

Kendi beceri ve yetkinliklerimizin farkında olduğumuz ve bunları kendimiz ve diğerleri için olumlu kullanma niyet ve inancımızla çıktığımız yolculuklar genellikle olumlu sonuçlanır. Hayatın içindeki neşe, mutluluk, başarı, onur duyma ve benzeri zirve anlarımıza güçlü yönlerimiz ile taşınmışızdır. Bugüne kadar ki, yaşam deneyiminiz içinde bir zirve anı hatırlayın. Bu zirve anı, mutlaka bir başarı anı olması gerekmiyor. Yani kimse size madalya takmadıysa, buna çok üzülmeyin derim. Bu zirve anı sizin kendinizi çok mutlu, memnun, huzurlu, sevinçli gibi olumlu duygular hissettiğiniz anlardan birisi olabilir. Şimdi kendinize şu soruyu sormanızı ve cevabını bir yere not etmenizi öneriyorum: “Bu anı bana yaşatan üç güçlü özelliğim nedir?”. Örneğin, en mutlu anınız anne ya da baba olduğunuz an ise, bu anın arkasında sabırlı, sadık ve özverili biri olmanız yatıyor olabilir. Şimdi bütün bu soru ve cevapların arkasından ne çıkacak diye düşünenleriniz varsa, hemen yanıtlayalım. Biz daha önceden olumlu sonuçlarını gördüğümüz, güçlü özelliklerimizi farkına vardığımızda, sadece onların geçmişte işe yaramış olmalarını değil, aynı zamanda gelecek için de bunları kullanabileceğimizin farkındalığına erişiyoruz. Az önceki örnekte olduğu gibi sabır gerektiren bir durum ile karşılaştığımızda, sabırlı olma özelliğimizi ve bundan önceki sabra ilişkin olumlu deneyimlerimizi kendimize hatırlatıyor olmamız, o an ki zorluğun üstesinden gelmemizi kolaylaştırıyor. Kendisini ve kendi sınırlarını bilen bir kişinin, istediği sonuçları yaratacak performansı sergilemesi mümkün hale geliyor. Biz ise çoğu zaman bunun tersini yapıyor ve kendimize “Bir şeyin içinden neden çıkamayacağımızı?” telkin ediyoruz.

Özgün öz, sadece yeterlilikleri değil, değerleri de içinde barındırır. Neye evet, neye hayır diyeceğimize; yol ayrımlarında hangi yöne gideceğimizi ya da özetle nasıl bir yaşamın içinde olacağımıza, değerlerimizle karar veririz. Değerler, koca bir çınarın, yerin bilmem kaç metre derinliğine saldığı kökleri gibidir. İşte bu nedenle yaşamın içinde, feragat edemeyeceğimiz değerlerimizin neler olduğunu gözden geçirmek ve hatırlamak önemlidir. Şimdi isterseniz az önceki kağıdınıza en çok önemli bulduğunuz ilk üç değerinizi yazabilirsiniz.

“Bir şeye hayır dediğimizde, bir şeye evet demiş oluruz. Bu ‘seçim yapmaktır’. Her seçimin arkasında değerler vardır. Seçtiğimizi; yani değerimizi yaşarız.”

  1. Vizyon ve Amaç Netleştirme

Koçlukta sıradaki sorumuz: “Gelecekte kendimi nerede görmek istiyorum?”

Bugün hayata geçirdiğimiz eylemlerimizin bizi, ileride yaşayacağımız noktaya doğru ilettiği bir gerçektir. Gün be gün değişen koşullar ve durumlar içinde, kontrol edemediğimiz pek çok değişken olsa da, olmak istediğimiz “ben” bugünden şekillenmektedir. Hayatı akışına, ya da daha doğru bir deyimle akıntıya bırakmak bir seçimdir. Diğer yandan insanoğlunun en büyük ihtiyaçlarından olan güven, ancak belli bir yönde, gerekli adımları atarak gerçekleşebilir. Güvenli bir gelecek, ancak bugünden itibaren atılacak doğru adımlar ile mümkün olabilir. “Ben ne istiyorum?”, “Nasıl bir gelecek planlıyorum?” ve “Sahip olduğum özgün öz ile bu hayatta kendim için ve başkaları için neyi mümkün kılabilirim?”. Burada yine en büyük referanslarımızdan birisi sahip olduğumuz değerlerimiz olacaktır. Değerlere rağmen ilerlemek zordur.

Koçluk, kişilerin bulundukları noktadan, olmak istedikleri noktaya ulaşmalarında destek mekanizması olarak varlık gösterir. Kişinin kendi başına, “Ben ileride nerede olmak istiyorum?” sorusuna cevap vermek zor olabilir. Vizyon ve amaçlar bütününde, koç danışanına güçlü sorular sorarak, global bir dinleme süreci içerisinde destek olur. Bu derin bir süreçtir ve kişi özgünlüğü ile kendisi için en ideal olan “ben” kavramını yaratır.

Bundan yıllar öncesinde, yüksek lisans döneminde bir bursla, İngiltere’ye gittim. Bundan 14 sene önce, kişisel ve yönetim gelişimi konularının henüz Türkiye’de yeni dillendirilmeye başladığı bir dönemdi. Yüksek lisansın ilk haftalarında aldığım bir eğitim hala aklımdadır. Derse girdik. Hedef belirleme eğitimi… Hoca elimizdeki kitapçıkları işaret ederek, “İlk sayfaları açın” dedi. İlk sayfalarda göze çarpan egzersiz benim için son derece komik ve belki de gereksizdi. Egzersizde, “Aşağıdaki boşluğa, şu anki hayatınızın resmini yapın” diyordu. Gereksizdi, çünkü ben işletme bilimlerine olan merakım nedeniyle İngiltere’de bulunuyordum. Diğer yandan komikti, çünkü benim resme hiçbir zaman kabiliyetim olmamıştı. Elbette ki, elden bir şey gelmedi ve ben zorla da olsa o resmi yaptım. Çiçekler, okullar, aile vs. Sonra ikinci soru geldi. Bana kalırsa o dönem Türkiye’sini, hoca yakından tanıyor olsaydı, bu soruyu daha temkinli sorardı. Soru şuydu: “Bundan 10 sene sonrasındaki hayatınızın resmini çizin”. Çizdik. O son resimden aklımda kalan, bir danışmanlık firması kulübesi (kulübe dışında çizebildiğim bir şey olmadığındanJ) çizdiğimdi. Ve sonra hoca seslendi. “Şimdi birinci resimden çıkıp, ikinci resme girebilmek için neler yapmanız gerektiğini listeleyin. Bunlar sizin hedefleriniz olacak. Her birine de eylemler yazacaksınız.” Kimi kişisel gelişim uzmanlarına göre sadece resmetmek yeterli olsa da, ben böyle ben size böyle bir şey öğütlemeyeceğim. “Zarfın içine koyarak evrene mesaj kıvamında gönderin.” demeyeceğim. Ancak geleceğe dair bir hedef düşünmüş olmak ve hedefe dair atılmış adımlar, bizi olmak istediğimiz yere getirebiliyor. Aslında, karşılaştığımız sorunların neredeyse tamamına, bu çözüm yolundan gitmek mümkün. “Şu anki sorunum ne? Bununla ilgili gelmek istediğim nokta ne? Bu noktaya gelebilmek için ne yapmam gerekiyor? Neyi farklı yapmam gerekiyor?”

  1. Çözüm ve Stratejiler Geliştirme

Bir önceki basamakta en son sorduğumuz soru yani “Ne yapmam gerekiyor? ” sorusu çoğu zaman kendi başımıza sorular sorup, cevaplar üretebildiğimiz bir aşama değildir. İçinde bulunduğumuz duruma ilişkin değiştirmemiz gereken, geliştirmemiz gereken veya yeni öğrenme olarak eklememiz gerekenlerin ne olduğunu keşfetmede koçun güçlü soru sorabilme, global dinleme, yansıtma ve geribildirim gibi becerileri çok değerlidir. İyi cevaplar ve etkili çözümler ancak iyi sorular varsa ortaya çıkarlar.

Koç, danışanın kendi çözüm ve stratejilerini oluşturmasında ayna görevine devam eder. Danışanın, kendi üreteceği çözümler kendi durumuna en uygun olan olacaktır. Zaman zaman, kendi başımıza kaldığımızda oluşan, özgüven problemleri, yenilgi hissi, çaresizlik ya da vazgeçişler, koçluğun varlığında kısmen ya da tamamen ortadan kalkar. Koç ve danışan, yarattıkları ortak alan içinde gerçekçi, net, ölçülebilir ve zamana ayarlı çözüm ve buna bağlı stratejiler geliştirirler. 

  1. Sorumluluk Almak ve Sorumlu Kalmak

Son aşamaya geldiğimizde, size son bir soru: “Kaç kere bir şeyler yapmaya karar verdiniz ve vazgeçtiniz?”. Pek çoğumuz, her ay, ya da yıl yeni hedefler koyar ancak sonrasında bu hedefleri öteleme, erteleme daha da kötüsü bu hedeflerden vazgeçme yoluna gideriz. Bazen yol bizim için fazla zorludur; bazen de biz zor olduğunu zannederiz. Koçluk, bu gibi durumlarda gerçekleştirilmek istenilen hedeflere istikrarlı ve planlı bir şekilde ulaşmayı kolaylaştırır. Koçluk ile hedeflerin ve eylemlerin sorumluluğunu almak kolaylaşır. Koçluğun içindeki takdir ve geribildirim mekanizmaları, danışanın sürece sorumlu kalmasını sağlar. Şimdi siz de son olarak kendinize sorabilirsiniz: “Oluşturduğunuz eylem planınıza sorumlu kalmanızı ne sağlar?”

Koçluğu diğer pek çok destek mekanizmalarından ayıran da, koçluğun ardından gelen yaşam sürecinde, kişilerin aynı güçle kendi başlarına yürüyebilme yönünde bir beceri edindirmesi diyebiliriz. Koçluk, bireyi aynaya bağımlı kılmak değil, özgürleştirmek çabasındadır.  Bu sürecin bütününde kişinin kendi ile ilgili bilgisi derinleşir, nedenlerini ve kendini fark eder. Kendisini keşfeden ise, dünyayı keşfeder. Misal, Mevlana’nın dizelere döktüğü gibi:

Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki sen cansın.
Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin.
Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki
Aradığın ancak sensin, sen.

Madendeki inciyi aradıkça madensin.
Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin.
Şu kapalı sözü anlarsan, anlarsın her şeyi;
Neyi arıyorsun, sen osun.

Senin canın içinde bir can var, o canı ara!
Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara!
A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara;
Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.

2019-02-27T13:51:41+03:00