Kapılar

Tak, tak…”Ben geldim. Kimse yok mu? Açar mısınız?…Hu Huuuu…”

İç ses: “Aaa nereye gitti bu insanlar, hiç haber de alamadım ne zamandır. Dur belki duymadı ben bir daha deneyeyim.”

Tak, Tak…Zilllllll,zilllllll…

İç ses: “Yok yok gerçekten yoklar. Ne yapalım? hımmmmmm. Şuraya bir not bırakayım. Ben geri döneyim bari.”

Bazen kapıyı çalıyoruz, kimse yok. Bir ihtimal, geçmiş zamanda kapıyı çarpıp gitmişiz, şimdi açmak isteyen yok. Belki kapıyı gerçekten nasıl çalmamız gerektiğini bilmiyoruz. Bazen çalmaya mecalimiz bazen de gerçekten cesaretimiz yok. Hayatımızın bir yerinde bunları yaşıyoruz. Peki ya kapının arkasındaki, onu hiç mi suçu yok? Evet suçlu; biz galiba bunu arıyoruz. İletişim suçlusu…Suçlu kim?

Yaşayan bir dünya bizimkisi hem de çok hızlı yaşıyor. Gecesi gündüzüne eklenmiş ve her fırsatta içinde yaşattığı biz insanlara  ‘zaman ne kadar da çabuk geçiyor, hadi koşalım!’ dedirtiyor. Düzeni içinde dünya 7/24 kanunu içinde bizi koşturuyor. Temposuna yetişmek için dünyanın bazen pas geçmek olası oluyor elbette. Bazen evet görmüyoruz o zaman, caddede yanımızdan geçen insanı, açık ofis düzeninde kafamı her kaldırdığımda göz göze gelme ihtimalimin %80 olduğu iş arkadaşımı (bakın Pareto’ da tam bunu söylüyor. 80/20 kuralı bizim 80 ile işimiz yok sen 20’e odaklan. Verim oradan gelecek. Burnunun dibindekini görmesen de olur, sen sadece dışarıdaki ve her gün %20 ihtimalle karşı karşıya geleceğin müşterinin gözlerinin içine bak gülümseyerek). Evdekileri, dışarıdakileri, içeridekileri, pas geç…Maraton mu bu, bir yarış? Kendine dön, bu yaşam senin yaşamın bunu kazan. Dünya hızlı dönüyor. Kendine gel, hızlan. O zaman konuşmaya zaman yok. Paylaşmaya zaman yok. Kapı çalmaya zaman yok.  Gel bakalım suçlu dünya otur sanık sandalyesine. Niye düzenin böyle?

Modern yaşam diyorlar bizimkisine. Moderin yaşam, moderin toplum! Kapılar uzak uzak değil. Ama odalar büyük, büyük. Koridorlar uzun uzun. Kapıyı çalanı arka odalardan bazen duymuyoruz. Bazen biz gelene kadar çalan gitmiş oluyor. Mesafeler kısa. Dünyanın yasalarına göre mesafeler kısaldıkça, ulaşılabilirliğin artması gerekiyor. (Yanılmıyorum değil mi?). Ama hayır bu düzene aykırı bir şeyler oluyor. Fiziki mesafeler azaldıkça, ulaşılabilirlik artıyor, ama uzaklaşıyoruz. Modern yaşam içerisinde insan, doğasına ters düşecek türden bir rasyonalite ve tavır arayışı içerisine giriyor. Yaşama ayak uydurmak üzere bir şeyler üzerine uzmanlaşan bireyler gerçek kimliğinden ve anlamdan uzaklaşmaya başlıyor. Kapıları çalmak, kapılardan geçmek manasız oluyor. Bu türden rasyonalite üzerine kurulan modern yaşam insana dayatılan verimlilik ilkeleri ile hayatın insan boyutunun göz ardı edilmeye başlamasına neden oluyor. Modern insan hedeflerine kilitlenmişken, onun için hedef dışında kalan her şeyi pas geçmek olası oluyor. Modern yaşam dünya kanunlarını çiğniyor, bununla da kalmıyor bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Şimdi dünya da şikâyetçi modern yaşamdan. Modern yaşam iki ayrı davadan sanık sandalyesine oturacak. Bir dünya kanunlarını çiğnedi; iki bizleri birbirimizden uzaklaştırdı. Mübaşir sanığı içeriye al!

Çevremizdekiler…İçine doğduğumuz toplum. Sonrasında seçtiklerimiz, seçmediklerimiz, seçmek istediklerimiz. Yani kısacası yaşamımız içindeki herkes. Kapının ardındaki tüm insanlar. Evde bizi bekleyenler, işyerindekiler, sokaktakiler, kasabım, manavım, dilencim vesaire. Bu insanların derdi ne? Herkes bir yerinden yakalamış hayatı gidiyor işte. Herkesin  yerlere bakarak yürüdüğü bir yerde yaşarken selam vermek ne mümkün? Eğitim seviyesi düşük, eğitimlisinin ise egosu büyük. Aile desen herkesin alışkanlıkları var, çok uğraşırsın değiştiremezsin. İşte patron, sen hayatında böyle bir insan görmemişsindir. Sabah günaydını söyleyese akşam hoşçakalı esirger. Cimridir bizimkisi. E patron böyle olunca ne yapsın bizim işyeri? Bak ben söylüyorum bu insanlar böyle oldukça bu böyle gider. Hem bencil bizim toplum, sen iyiysen iyi. Sen gidersen belki kapısını açar, ama o sana gelmez; senin kapını bir kez olsun çalmaz. Kapını çalsa iyi bir şey söylemez. İyi söylüyorsa da bil ki bir çıkarı var. Bir de şu modern dedikleri yaşam yok mu besbeter etti bizimkileri. Kapı mı? Sen aç kapıları sonuna kadar al mahkeme salonuna şu bizim toplumu, Türk toplumunu. Dava bu sefer uzun sürecek besbelli. Eyvah ki eyvah.

Bu davaları kim görecek? Suçlu kim? İletişimi suçlusu! Suçluyu bulsak ne ceza vereceğiz? Cezasını çektikten sonra ne olacak? Dünyada düzen ve değişim mi istiyoruz? Kimse hareket etmiyor mu bunun için? Ne yapacağız?

“En radikal devrim insanın kendi içindeki devrimdir”.

 

Ben kimim?

Yıllar yılı yönetim alanında önemli çalışmalara imza attıktan sonra ‘Ruhun Arayışı’ adındaki harika eserini yayınlayan Charles Handy bu kitabında “Kendi teniniz içinde rahat olmak güçlülüğün başlangıcıdır” diyor. Bu rahatlığa erişmek için ne olduğumuzu, kim olduğumuzu bilmekten geçiyor. Ki kapıları çalmak için ve bazen tekrar çalmak için ve hatta kapıları açmak için gücümüz olsun. Kendini ve gücünü bilerek yaşamak güzel.

Dünyada nasıl bir yer istiyorum?

Yaşam bir fırsat ve bu tek fırsatı iyi değerlendirmek gerek. Bizim dışımızda birilerinin eşref saatlerinin teşrifini beklemeden, eşrefliğe davet edebilmek güzel. Bu yegane fırsat süresinde güzel bakmak, güzele bakmak ve güzelliği görmek güzel.

Zamanı anlıyor muyum?

Dünya kanunları gerçek. Evet tüm ömrümüz 7/24. Şimdi bununla ne yapacağız. Koşalım mı? Evet koşalım. Tempo? Tempoyu kapıları pas geçemeyecek bir tempoya ayarlayalım. Kapıların ardındakilerden beslenerek emin olmak ve emin koşmak güzel.

Modern yaşamda gerçekliğimi nasıl koruyacağım?

Zihnimizi, evlerimiz ayrı, yollarımız sapa, işler yoğun diye düşünmekten en azından bir süreliğine alıkoymadıkça, geçek olan ve olmayan mesafelerden kaçış yok. Modern yaşamdan daha gerçek ve daim olan bizleriz. Modern yaşamın gerçekliği bizim gerçekliğimizin sadece bir küçük parçası. O zaman önce kendi gerçekliğimize inancımızı kuvvetlendirelim. Şimdi bir de modern yaşama bir çimdik atmayı dene. Hadi kendine bir çimdik at. Hissetmek ne güzel.

 Yaşamımdaki insanlar;onlar öyle durdukça….?

Belki onlar hep öylece durdukları yerde duracaklar. Bazıları ne ileri ne geri. Ve belki de bu iyi ihtimal. Başka birileri her daim yerlerinde sayarken, birileri de hep akmaya devam edecekler. Tüm insanlar çevremizde başka başka suretlerde, tavırlarda ve yansımalarda hayatlarını şekillendirirken, biz öğreneceğiz ki bu insanları değiştirmek mümkün olmayacak. Kapılarını çalana kadar, iyi birkaç söz söyleyene kadar, birilerinin onları anladığını fark edene kadar; onlar kendileri bütün bunların sonucunda güler yüzle kapı çalmaya ve açmaya karar verene kadar. Umutla ve dingince akmak ne güzel.

Ne güzel özgürleşmek, özgürleştirmek…Yargı yok, ceza yok, aslında zaten suçlu da yok. Başını eğmekten korkma. Yok yok, omuzlarının üstündekinden bahsetmiyorum;korkma. Sağ avucunu gevşek bir yumruk yapar gibi kapat, işaret parmağının başını eğ. Ve eğer istersen hadi şimdi bir kapı çal.

Müge Cantekin

Şubat 2010

2019-02-27T13:50:21+03:00